Şereflikoçhisar Yenigün Gazetesi

Dönüşü Olmayan Tahribat

“Biz dünyayı çocuklarımızdan emanet aldık” Çevre duyarlılığı tuzu kuruların, işi gücü olmayanların peşinden koştukları bir mücadele  gibi gözükmüştür. Oysa  sanayi devrimi ve kapitalizimle birlikte acımasızca yok edilen, tahrip edilen dünyaya ve çevremize sahip çıkmamız gerektiğini daha iyi anlıyoruz. Çevre hepimizin ortak değeri. Toprak benim, su benim, hayvan benim, ağaç benim, ben ne istersem onu yaparım […]

04 Eylül 2014 - 10:34 'de eklendi ve 423 kez görüntülendi.

“Biz dünyayı çocuklarımızdan emanet aldık”

Çevre duyarlılığı tuzu kuruların, işi gücü olmayanların peşinden koştukları bir mücadele  gibi gözükmüştür. Oysa  sanayi devrimi ve kapitalizimle birlikte acımasızca yok edilen, tahrip edilen dünyaya ve çevremize sahip çıkmamız gerektiğini daha iyi anlıyoruz. Çevre hepimizin ortak değeri. Toprak benim, su benim, hayvan benim, ağaç benim, ben ne istersem onu yaparım demek, yontulmadık, kaba anlayış demek. Lütfen çevreye duyarlı olalım.Yıllar önce duyduğumda inanamadığım bir olayı izlerle paylaşarak yazıma başlayayım. Tuz işletmeleri tuzlalardan aldıkları tuzu yıkayıp işliyorlar ve satıyorlardı. Yıkamada kullandıkları sular zaman içinde kirleniyordu. Bu atık suları boşaltmak için belirlenen alanlar uzak ve şartları ağır olduğu için kıyıda köşede kuytu bir yerlere boşaltıyorlardı. E 90 üzeri dağ etekleri, dere yatakları bunlardan nasibini alıyordu. Bunlar kötü görüntü oluşturuyordu. Bu üzücü olayları gündeme getirdiğimizde olayın daha vahim iddiaları duymuştum. Biz kısım tuz işletme sahipleri yorucu ve maddi külfeti olan tuz atık sularını işletmelerinde mevcut olan derin kuyulara basarak halletmiş oluyorlardı. Bu işletme sahipleri için pratik bir çözümdü. Belki olayın vahametini düşünmeden yaptıkları bilinçsizce bir çözümdü. Ancak çevre tarımsal suların tuzlanmasından ve  derin kuyulardaki suların sulama amaçlı kullanılamayacak duruma gelmesinden sonra  sessiz sedasız bu uygulamadan vaz geçtiklerini duymuştuk. Çünkü birkaç kuruştan tasarruf edeyim diye yapılan bu hareketin sonucu yıllarca ot dahi bitmeyen tarlalar olarak geri dönmüştü. Üstüne toprak çekilerek tarlayı yeniden kazanmak istense de bir çözüm olmamıştır. O küçük hesap adamı sonucun böyle olacağını bilse belki o yanlışı yapmazdı. Atık ve kirli Tuzu o derin kuyuya basmak cin fikir gibi görünse de yer altı suyuna tuz basmak tarımsal amaçlı kullanılan kuyularla çevre felaketine dönüşmüştü. Neyse ki yanlıştan çabuk vazgeçildi. Aynı yıllarda Tuz fabrikalarının atıkları şehir kanalizasyon şebekesine bağlanak atık su kanallarına gönderilmişti. Bu durum da aynı felakete sebep olmuştur. Nasıl tıbbi atıklar evsel atıklardan ayrı toplanıyor ve ayrı depolanıyorsa aynı şekilde kimyasal nitelik taşıyan atıklar da ayrı yerlerde boşaltımı yapılmalıdır. Buna yeni bir şey daha eklemek lazım. Şehir atık suların depolanıp arıtıldığı tesisler çevreye zarar verecek şartlardan arındırılmalıdır. Çevre sadece görünen ve hissedilen alan değildir. Yer altı sularıyla da irtibatı kesilmelidir. Biz dünyayı çocuklarımızdan emanet aldık. Onlara temiz, yaşanır ve üretilebilir, yaşanabilir bir dünya bırakalım. Küçük hesapların  da büyük hesaplar da faturası ödenebilir; ancak çevreye yapılan ve dönüşü olmayan tahribatların faturasının ödemesi asla!

 

 

Comments

comments

Etiketler :
SON DAKİKA
İLGİLİ HABERLER