Şereflikoçhisar Yenigün Gazetesi

Mescid i Aksa Çanakkle’dir, Son Kaledir;Vatandır!

Aziz Milletimizin Bayrağında bulunan Hilal  İslami değerleri temsil eder. 1000 yıl boyunca İslam’ın bayraktarlığını yapan  milletimiz her kutsal değer uğurda seve seve canını feda etmesini bilmiştir. Bu ümmet, Kudüs’ü haçlıların elinden kurtaran Selehattin Eyyubi’ye  “Şarkın En Sevgili Sultanı” makamı verilmiştir. Her Kudüs dendiğinde, Her Mescid i Aksa’da İsrail askeri sözü duyduğumda ezilip utanç duyuyorum 1. […]

28 Temmuz 2017 - 10:11 'de eklendi ve 403 kez görüntülendi.
Mescid i Aksa Çanakkle’dir, Son Kaledir;Vatandır!

Aziz Milletimizin Bayrağında bulunan Hilal  İslami değerleri temsil eder. 1000 yıl boyunca İslam’ın bayraktarlığını yapan  milletimiz her kutsal değer uğurda seve seve canını feda etmesini bilmiştir. Bu ümmet, Kudüs’ü haçlıların elinden kurtaran Selehattin Eyyubi’ye  “Şarkın En Sevgili Sultanı” makamı verilmiştir. Her Kudüs dendiğinde, Her Mescid i Aksa’da İsrail askeri sözü duyduğumda ezilip utanç duyuyorum 1. 7000.000.000 müslüman’ın ilk kıblesi bir avuç İsraillinin esaretinde. Mescid i Aksa ve son kale ile ilgili iki yazı paylaşacağım. Bunlardan birincisi Selehattin Eyyubi ve ismi meçhul marangoz bir ustasına ait.  “Bir zamanlar Bağdat’ta ünlü bir marangoz ustası  varmış. Ömrünün ahir zamanında çok güzel bir minber oymuş. Ama çok güzel. Sedef kakmalı, ceviz ağacından. Alımlı mı alımlı. Her gören onun güzelliğiyle büyüleniyormuş. Güzel minberin nâmı almış, yürümüş. Öyle ki Bağdat’a her gelen, ona gidip ‘Şu minberi bize sat, falanca camiye götürelim’ diyormuş. Onun cevabı hep aynı, “Bu minber Mescid-i Aksa’da duracak”. Ahali şaşırıyor tabi, “İyi de Kudüs Haçlı işgali altında”. Marangoz yüksünmeden hep aynı cevabı veriyormuş, “Benim elimden gelen bu. Ben zanaatkârım. Minber yontarım. Bir babayiğit de çıksın, Kudüs’ü geri alsın, bu minberi de yerine oturtsun” Derken bu minber hikayesinin konuşulmadığı hiç bir şehir kalmamış. Tikrit sokaklarında koşturan 7-8 yaşlarında bir çocuk olan Selahaddin Eyyubi de duyar bu minberin hikayesini ve der ki:-Ya Rabbi vallahi de billahi de bu minberi ben koyacağım Mescid-i Aksa’ya! Nasib eyle!  Aradan 40 yıl geçmiş ve o minberi durması gereken yere, Mescid-i Aksa’ya yerleştirmiş. “Şarkın En Sevgili Sultaı” oluvermiş” Şimdi kulak ver içindeki sese, Mimber ustası mı, Selehattin Eyyubi mi, Acı ile kıvranan, dua eden bir yürek mi? İkinci anlatacağım olay ise 1915 yılında Hindistanda geçer,

“ Lahor’da başka bir heyecan daha vardır. Bu heyecan birazdan kürsüye gelecek olan adamdır. Bu adam, Allâme İkbal olarak tanınan Pakistan münevveri Muhammed İkbal’dir. Muhammed İkbal kürsüye gelir. Gözleri dolu doludur. Birkaç gün önce gördüğü rüyanın mahcubiyeti içerisindedir. Yaralı bir aslan edasıyla mikrofona yaklaşır ve halka hitaben, tarihe damga vuracak o meşhur şiirini okur ve der ki:

Dedi Hz. Muhammed (A.S.)

Cihan bahçesinden bana bir koku gibi yaklaştın

Söyle bana ne gibi bir hediye getirdin?

Dedim: Ya Muhammed (SA.V.) dünyada yok rahatlık

Bütün özlemlerimden umudu kestim artık

Varlık bahçesinde binlerce gül lale var

Ama ne renk, ne koku… Hepsi de vefasızdır

Yalnız bir şey getirdim kutlanmıştır tekbirlerle

Bir şişe kan ki eşi yoktur namusudur, vicdanıdır

Buyurun, bu Çanakkale şehidinin kanıdır.”
İkbal ile birlikte meydandaki herkes hüngür hüngür ağlamaktadır. Gönderilen maddi yardımların yanında bir de içten dualar ederler Çanakkale’deki kardeşlerine. İçlerinden bazıları son kuruşlarını da verdikleri yetmezmiş gibi cephede savaşmak üzere gönüllü yazılırlar. Bütün bunların hepsi bir yana sessizce gerçekleşen bir olay daha yaşanır o gün. Yürekleri parçalayan, işte inanç bu, kardeşlik bu dedirten olay şöyledir: Meydandaki bu muhteşem mitinge kucağındaki yeni doğmuş bebeği ile iştirak eden bir anne, yeni dul kalmış ve verecek bir şeyi de olmadığından eziklik içerisinde kıvranmaktadır. Fakat birden hızlı ve emin adımlarla uzaklaşır oradan. Nihayetinde zengin bir efendinin konağının önünde durur. Kapıyı çalar ve efendi ile görüşmek istediğini söyler hizmetkarlara. Dilenci olduğunu düşünerek almak istemezler bu kadını. Fakat ısrar eder kadın ve çıkarırlar zengin efendinin karşısına. Efendi sorar ne istiyorsun diye. Cevap verir kadın; “Bebeğimi sana satmak istiyorum.” O devir de hizmetçi olabilecek küçük yaşta çocuklar satılmaktadır. Fakat bu yeni doğmuş bir bebektir. Hangi anne, canından çok sevdiği yavrusunu ve hangi sebeple satmak istemektedir. Zengin efendi sorar ama cevap alamaz kadından. Merak eden efendi çocuğu alır. Parayı verir kadına ve takip etmelerini emreder hizmetkarlarına. Lahor’daki miting meydanına kadar takip ederler kadını. Çocuğunu satarak elde ettiği parayı kuruşuna kadar meydandaki sergiye bırakır kadın. Hizmetkarlar efendiye anlatırlar olayı. Şaşkınlık içerisinde kalan efendi, bulup getirin o kadını der. Bulur, huzuruna getirirler kadını. Efendi; sen söylemedin ama ben seni takip ettirdim ve paranı Çanakkale’ye gönderilmek üzere bağışladığını öğrendim. Bunu niçin yaptığını bana anlatmak zorundasın der. Kadın, efendiye dönerek, işte İslam Kadını bu dedirtecek ve oradakileri yüreğinden vuracak sözleri söyler; Şimdi sen diyorsun ki; Çanakkale’ye gönderilecek bir silah için koklamaya doyamadığın yavrunu niye sattın öyl emi? Osmanlı zayıf düştüğünden beridir, yanı başımıza kadar gelen İngilizlerin yaptığı zulümler ortada. Bugün Muhammed İkbal dedi ki; Eğer Osmanlı’nın son kalesi olan Çanakkale’de geçilirse, Hilafet kalmaz ve iyi bilin ki sıra sizdedir. Eğer İngiliz buraya da gelir, namusumuza el uzanır, bayrak iner, vatan toprağı düşmanın pis çizmeleri altında çiğnenirse, çocuğum olsa ne olur, olmasa ne olur. İşte bu yüzden hiç tereddüt etmeden sattım yavrumu. İngilizlere köle olacağına size hizmetkar olsun. Anadolu kadınından farklı düşünmeyen bu Pakistanlı kadının duyarlılığından çok etkilenen zengin efendi dersini alır. Bu sözler üzerine, hizmetkarlarına derhal çocuğu kadına geri vermelerini emreder. Ardından yüklü bir miktar daha parayı miting meydanına gönderir.” Yani; o gün dünyanın neresinde Türk ve Müslüman varsa Osmanlı’ya karşı yapılan bu haksızlığı durdurmak için elinden gelen her yardımı yapmaktan geri durmamıştır. Mehmetçik ise ona güvenen Müslüman dünyanın yüzünü güldürerek; dünya devletlerinin saldırısına rağmen başını dik tutmuştur.  Son Kale dün Çanakkale; bu gün Mescid i Aksa/ KUDÜS

 

 

Comments

comments

Etiketler :
SON DAKİKA
İLGİLİ HABERLER